Teknik olarak enerjinin yönünü, konumunu ve birimini değiştirerek eylem oluşturan düzene, makine denir. Canlı da olsa cansız da olsa tüm akış bu mantıkla sağlandığı için her şey makine özlüdür. Bundan dolayı tüm eylemler ve eyleyenler bir yerinde, kesinlikle makine parmak izi barındırır. Ancak makine etki-tepki ve eylemsizlik gibi evrensel fizik yasalarına göre çalışsa da, en gizemli ve sıra dışı özelliği fizik dışına çıkma amacı ile kullanılabilmesidir.
En büyük makineden en küçüğüne sıralarken arada insan gelir. İnsan makinesi, (ki makinenin bu gizemli ve sıra dışı özelliğini en iyi kullanandır) uzay ve zamanı fiziksellik değişkenine bağlı olarak kendi fonksiyonundan geçirir ve sonuç olarak fizik ötesine geçer. Aslında insan, bir projeksiyon makinesi. Beyin merkezli proses sonucu ruhani kuramlara ulaşmaya yarıyoruz. İşte burada insan metafiziğe giriyor.
Somut olarak yaşadığımız bu hayatın arkasında soyut tema olması enteresan. Sembol olan yazı bile soyuttur aslında. Doğada yazı diye bir şey yoktu. Biz içimizden çıkartıyoruz bu çeşit unsurları ki bunlar doğal olarak projeksiyonun vidaları... Bu vidalar çok türlüdür: Mimikler, jestler, sesler... Bunlar temelimizde olan, ancak bizim yorumlarımızla değişip var olan kavramlardır. Tabi ki hiç bir makine teknik olarak aynı olamaz.
Bu özelliklerimiz somut ve soyut tanım aralığında çalışmamızı sağlarlar. Ancak limit sonsuza giderken soyutun sonucunu açıklayamıyoruz, sadece sezebiliyoruz. Bunun anlamının olduğuna dair açıklamalar olabilir. Burada tözün değişmeden devam etme özelliği gelmeli akıllara. Yani başka taraflardan bakılıp farklı şeyler görünse de o mutlak kalacak... Her insan öznel bir makine olduğu için salt töze kendine göre anlam katacaktır. Ama bu hiçbir zaman açıklanamayacak olan soyutun kendisini değiştirmez. İşte insan makinesinin geldiği son nokta tam soyutu yaşamaktır.
Bu işin basit fizik kısmına gelirsek bozuk makine olan bizlerin sevgi mantığından bahsedeceğim. Kesinlikle yüzeysel olacak. Sevgi 2-3 paragraflık bir olay değil. Aforizması olabilir, ancak açıklaması sayısız kitapla olabilir.
Bizler seven yok, sevgiyi arıyorum diye dolaşıyoruz. Hepimiz farklı cinslerden ''Aynı.'' ve ''Boş''... Bu insanın yapı taşlarından (mil) biri olan bencillikten dolayıdır. Herkesin galaksisi kendi etrafında döner, ki bu bencilliğin yarattığı merkezlilikten dolayı sevgiyi kazanırsan geri itersin ve sevgiyi kaybedersen geri istersin. Bu bizim oyunumuz. Galaksilerin eliptik dönme ve döndürme olayı bundandır. Onlar da ben merkezli olduklarından dolayı büyük elips küçük elips, fark etmeden döner giderler. Bu sevgi falan değildir. Sadece düşük bir oyun! Sevgi kavramı asıl olarak antagonistik çalışmaz.
Sevgi, dans ile ilgili yazımda anlattığım gibi teklik işidir. Bencilliğe yer yoktur. Tek dert, birlikte çizdiğiniz resmin güzel olmasıdır. Bencillik milimizi çıkartalım. Tam çalışmaz dersiniz ama biz zaten bozuk makineyiz. Bu yüzden sorun yok. Bencillik gittikten sonra bu antagonizm küçülür ve sadece doğal titreşim hareketinin kazandırdığı her yönlü git gel hareketi kadar birbirimize olan sevgimiz azalır veya artar. Bu küçük farkı ihmal ederiz ve mükemmel yolumuzu çizeriz. Tabi ki hep yukarı gitmez bu grafik çizgisinin güzergahı. Ancak, gittiği sürece mükemmeldir her an.
Bu tür örnekleri çoğaltabilirim. Ama amacımızdan çok sapmadan sonuca gelelim. Anladığımız gibi öz olarak, makineyi anlamak insanın temelini ve ötesini anlamak ve buna göre eylemek yolundaki, direk yoldur! Bu yüzden makine mühendisliği okuyorum.
Pink Floyd - Welcome to the Machine
M
.jpg)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder