Şansa inamayı her zaman güç buldum. Etrafıma baktığımda pek çok "şanssız" insan görüyorum. Hayatın farklı acımasızlıklarıyla karşılaşmış, Savaş'tan kaçmış, insanlar tarafından ezilmiş, yalnız kalmış, yok sayılmış sadece devlette birer sayıyla temsil edilip yitip gittiklerinde kütükten düşecek birer gösterge olan insanlar... Ne yazık ki pek çoğuna neden şansız oldukları sorulduğunda kontrol edemedikleri olayların onları bu hala getirdiğini anlatırlar. Bu olaylar öyle nüfuz etmiştir ki üzerlerine, silip atamadıkları için kontrolünü kaybeden bu insanlar zamanla daha çok şanssızlık yaşar, çöker ve zamanla yıkılır silinir gider. Sanırım işte şansa inanamama nedenim tam da burada ortaya çıkıyor. Bir insan şansız olduğu için mi bu kadar kötülük başına gelir yoksa şanssızlık olarak atfettiği şeyin üzerine yapışmasına izin verdiği için mi bir sonraki kötü olaydan kurtulamayacak kadar tükenmiştir ? Diğer açıdan şanslı insan iyi şeyleri üzerine çeken şans denilen bir tılsımla mı dolaşır yoksa kontrolünü kaybetmemiş insan mıdır ? Bu anlattığıma karşılık olarak, doğduğumuz koşullarda daha şans nedir bilmezken bazılarımız zengin ve nesilden gelen bir güçle doğaruyorken bazılarımız farkirliğe doğmasını söyleyebilirsiniz... Haklı olarak. Ben bunu bir şans olayı olarak görmüyorum. Çünkü doğduğumuz ortam bizi belli bir kademeden başlatır, bazıları hayata önceden hazırlanmış başlar. Bazılarınınsa hayatlarını küçük yaşlarda kendilerinin hazırlaması gerekir. Fakat şansı bilmediğimiz o küçük yaşlar geçtiğinde ve geçmişe dönüp kendimizi şanslı ya da şanssız nitelendirdiğimizde, o gün doğduğumuz koşullardan neler yaptığımıza bağlı olarak karar vereceğiz. Bu da bize eğer açlık savaş ve cehaletin içine doğmuşsak bile, o, bataklık ve kahpe kader olarak değerlendireceğimiz ortamın, bizi hayallerimize ve ötesini görecek noktaya ulaştırdığı için kendimizi şanslı olarak nitelendirmemiz gerektiğini gösterir. Çünkü o bahtsız ortam bizi bu noktaya getirdi. Zaman çarklarında ilerledik, nehrin sonunda bizi buraya o bataklık getirdi. Yani orada doğduğumuz için ŞANSLIYDIK.
Tüm bu pek çoğunuzun bildiği şeyleri tekrar yazmamın bireysel bir nedeni vardı. Etrafımı inceleyip hayal kurmanın en büyük eğlencem olduğu bu zamanlarda bir farkındalık yaşadım. Ben şansa inanan insanlara göre şanslı bir bireyim. Zorluğundan hayıflandığım stres kaynağı bir okulum var ki Türkiye'nin en iyi okullarından biri, gerek kaynakları bakımından gerekse akademik açıdan. Uzaklığından yakındığım lüks bir semtte, yapacak bir şeyin olmadığını düşünüp sıkıldığım yerde yaşıyorum. burada boks kursuna gidiyorum, Rusça öğreniyorum, gece geç saatlere kadar kimse tarafından rahatsız edilmeden dışarıda dolaşabiliyorum. Pek çok insan insan için benim sahip olduğum bu şeyler hayal. İşte sanırım şansla ilgili en büyük yanılgı bu... Olanaklarla dolu bir havuzda olan bir adamla , elinde bir bardak dolusu olanağı ile kurakta yaşayan bir adamı etiketlerken yanlışa yöneliyor bu tılsım. Çünkü bir bardak olanağı olan adam havuzu hayal edip hayallerinin ufkundaki şelaleyi görürken, havuzda boğulan için Bulanık bir su içinden seçemediği şelalesi ve okyanusu belli belirsizdir. Nereye yüzeceğini bilemez. Burada şanslı kim ? Olanaklar havuzunda kendi karanlığında hayal ışığını kaybetmiş olan mı yoksa kapkara bataklıktan çırpınarak kendini çıkartmaya çalışan Işık Koşucusu mu ?
Bu Işık Koşucusu lafını sevdim. Bir Işık Koşucusu olmak istiyorum sanırım...Artık bir Işık Koşucusu olarak yaşamaya çalışırken yaşadıklarımı yazacağım. Ya da sizler bu şaçmalık içinde boğulan "şansız" bir adamın son çırpınışlarına şahit olacaksınız. Neden bir koşucu olması gerektiğini düşünüyorum sorusu var zihnimde. Sanırım zaman dar ve yolda gülleri koklamak yerine hayal ufkunun ışıklı bahçelerinde bir an önce dinlenmek istiyorum.
DIPNOT= Şavaş kelimesinin kendi benliği olduğuna inandığım için ona özel isim muamelesi yaptım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder